baharı hatırlat..

9/10/2008 · Kategori: kalben



       baharı hatırlat bana..

      papatyayı..

      yemyeşil kırları ..

      ürperten rüzgarı..


     gelecek baharlarımızı anlat..
 
      sus ne olur, yağdırma karları..

      kapatma yolları..

      üşütme, ısıt..

      
      açacak çiçeklerimizi anlat..

      sapsarı örtecek kırları..

      serin akan derelerimizi anlat

      kaynak alan kalbimizden..


       ektiğimiz  fidanları anlat..

       ekine durmuş bağları..

       bereket olsun..

       kurutma  sakın, bırakma yağmayı..
  
      
       şimdi başka söz söyleme bana..

       sevme bile beni..

       baharı hatırlat bana...

       gelecek baharlarımızı..


                                                         09.10.2008

                                                       sevda kural


 

kurumaz topraklarım...

12/8/2008 · Kategori: kalben



   gelecekti  zaten, geldi..bahar..
  
   artık gitse de kar yağmaz dağıma..

   yağacaktı  zaten, yağdı yağmur..

   dursa da  sağanak ,   kurumaz  topraklarım..

   seni gördüm  birkez, 

   ısındı  içim,

   çekip gitsen de soğuk  dokunmaz kanıma..

  güneş doğdu bir kere, 
 
   gördüm aydınlık var,

   gece çökse de gözüme,

   artık  bize  korku  yok yar..

   yaş yürüdü göz pınarlarıma çoktaan..

   artık  gönlümü  eğlesen de durmaz..

  kurduğum  tüm  cümleler cebimde,

   seninle olan  cümlelerin  yüklemi hep:olmaz..olmaz..

   ismin kulağıma okundu ezelde..

    defterimden  silmeye kalksan  da  olmaz..

   yeni uç  vermiş  fidandım; kırdılar..

   merhem  sürsen  de  yara sağalmaz..

                                                                    21.02.2006

                                                                  sevda kural


ağlamak..

6/7/2008 · Kategori: kalben



         

ağlamak güzeldir..
dışarıda kızgın güneş olsa da ,
kendi yağmurunu yağdırmak..
güzeldir , gece karanlık olsa da
akan göz yaşlarına vuran ay ışığı ile gözleri kamaşmak..

                                                                        06 temmuz 2008
                                                                      01.00
                                                                       etfalde nöbette

İstanbul'un fethi / İstanbulu'u fethim..

1/6/2008 · Kategori: kalben

Seni nereden fethedeyim İstanbul..

 

Hangi kabir taşından başlayayım İstanbul..Önce  kimin susuşundan..Kime anlatayım ki, akşam üzeri  Yahya  Efendi   Dergâhında, sıralanmışlar  arasında, ben de  sıralanmışım, sırlanmışım hâmûşânda..bir  mezar taşının dibindeki  toprak  bulaşmış basamakta  oturup, Marmaranın  akışını  izlemekteki  hazzı..Yaşamı  en çok da  hâmûşânda  hissedişi  kime  anlatayım..Kuşların en  canlı  burada  öttüğünü..Baharın  en  renkli  burada olduğunu.. Kime anlatayım , hem vallahi hem billahi..

 

 

   Seni  nereden  fethedeyim  İstanbul..

 

   Hangi  yolculuğunu  anlatayım  iki kişinin  fazla  olduğu..Seni anlatmanın gereksiz, çabanın  boşuna  olduğu..Hangi  yokuşunu anlatayım  senin..Sonunda    mutlaka bir  el  öptüğüm..Hangi  düz  yolunu  anlatayım , gidip de   Nakş-ı  Kadem-i  Şerifi  gördüğüm..

 

 

    Söyle  en zayıf  noktanı  İstanbul..Seni  nereden  fethedeyim..Kaç  yiğitle  düşeyim  peşine, kanımın  en  deli  akan  çağında..Peygamber  müjdesine  mazhar  hangi  orduyla  geleyim..

 

     Hangi  ‘kurutulan’ , kuruyan  yanını  anlatayım..Hangi  kuruyan  yanımı..Hangi  bahar  kokan  tarafını  anlatayım, hangi  durmadan  tomurcuk  veren yanımı..Hangi buğulu  bakışı  anlatayım  İstanbul, hangi  ağulu  susuşu..Bir  sen  söyle  İstanbul, bir ben..Bir  sen  sus  İstanbul, bir ben..

 

..

 

 

       Ah..İşte  yine  rüzgâr  esiyor..Alıyor  beni  çok  sesliliğinden, en  güzel sessizliğine  götürüyor..Sessizliğinde  kalıyorum İstanbul..Nasıl oluyorsa  seni  en çok  duyuşum  oluyor  bu sessizliğin..Karşıma  maviyi  çekiyorsun  yine  İstanbul,  kendine bu sefer av olarak seçtiğin balıkçının  gözlerinin  altına ise  ‘siyah  sürme’ yi.. Süslemiyorsun  , kendi  elinle  çiziyorsun  acının altını,balıkçının  gözlerindeki..Bu fark edişin, bu fark edilişi  yaralıyor  balıkçıyı..Gündüzün  hızlı hızlı  ilerliyor mavi üzerinde, peşinde  martı  sürüsü..Gece  çabuk  olsun  istiyor.Herkes  uyusun..Ay doğsun..Şavkı  kucaklasın onu..Kimse  anlamıyor  ki , sen mi  anlayacaksın  İstanbul..Zannediyorsun ki  yaptığı  balık tutmak..Gün doğmadan açıl  maviye, ne kadar  kalırsan  artık..Seni  ne kadar  misafir  ederse  üzerinde..Büyük  bir  tekne  değil..Tek  kişilik..İşi  de  büyük  değil..Emeli  de  çok  değil..Aslında amacı  balık  tutmak  hiç  değil..Ağı nasıl bırakıyor, kaç  balık  takılıyor, farkında  bile  değil..Bir  küçük  oda  bulamamıştı  kendine..bir  çilehaneye  girememişti  düşünecek.’Hira’ya  giden  yol’u  çizememişti  önünde..Kendiyle kalamamıştı işte..O da bırakmıştı  kendini denize..Ağını atmıştı  yine de  serinliğe..Sonra  bağlamıştı ellerini birbirine, tutmuştu  kendi  elini..Gün batmak  üzereydi.Kalacaktı  karanlıkta..Sonra  ay doğacaktı..Dolunaydı  bu  zamanda..Tam da   dediği gibi oldu..Şehrin ışıkları yoktu..Bir  ufak teknesinin tek  gözlü  ışığı-ancak  kendini aydınlatan, bir dolunay..Titredi balıkçı..Üşüdüğünden değil..”Bu muazzam  güzelliğe  dayanabilir miyim?”  diyordu..Üzerine baktı..Ellerine..Gördüğü  bütün aydınlık  ‘ay’dandı..Ayın ışığına  bulanmıştı..Bir an korktu bu  güzellikten..Dayanamamaktan..Sonra  daha da  korktu..Ay ışığını güneşten  alıyordu..O ay ışığına  dayanamamıştı.. Ayı aydınlatan güneşi  görse? Işığın  asıl  kaynağını düşündü..Bir iştiyak  görmek  için  ve bir  dua güneşi  görünce  dayanacak  güç  için..Suyun tekneye  vuran sesini dinliyordu..Ayın ışığını dudaklarında da hissetme arzusu doğdu içine..Eğilip tekneden bir avucuyla  deniz suyunu aldı..ay ışığını avuçladı..Titremesinden  tutamıyordu ki suyu avucunda..Damlalar düşüyor kucağına..”Susamışım”  diyor..Dudaklarına  götürüyor..ay ışığını görüyor, duyuyor tadıyordu adeta..tebessüm  etti  şu  haline..Tuzun yakışını , yosunun tadını hissediyordu..oyalıyordu  kendini..oyalıyordu..olmuyordu işte..bir  süre   durduktan  sonra  , çalıştırdı  motoru..bütün  sessizlik  bozuldu..balıklar  kaçtı  ağdan..Biraz  sonra  güneş doğdu..Ay küsüp gitti..Kıyıya  varıp  tekneyi  sağlama  aldıktan  sonra, ağır  adımlarla  geçti  sokakları..kaç yokuş  çıktı,  kaç  kez  nefessiz kaldı  bilmiyordu..Beyaz boyalı  çitlerle  çevrili  bahçeye  ilk  önce  uzaktan  baktı..kimsenin olmadığını anladığında kapıyı usulca  açıp  içeri  girdi balıkçı..Sümbül  kokusu  genzini yaktı  birden..Benzi  soldu..oturdu  bahçedeki  çardakta  , uzun  süre  gözleri  kapalı  beklerken, “delisin” dedi,  kendi kendine..Bu kadar kalış ile yâr  hanesinde,  gönlünü  hoş  ediyordu..Birazdan uzun entarisini  giymiş  bir  derviş  çıkıtı  kapıdan..Elinde  su testisi ile kuyunun başına gidiyor derviş, omzunda havlusu..Ellerine  su  döküyordu.. Abdest alacak  belli..Koşup kaptı  testiyi..Derviş  izin  vermedi..Israrla  diretti, yalvarırcasına ..Derviş  naçar  izin  verdi..Ellerine  baktı dervişin..Elleri  kendi  elleri..Yüzü  gözü..Bu  ışık..Kimden yüzüne yansıyan bu ışık..Dün geceyi  hatırladı, ellerindeki  ayışığını..Aydaki  güneş ışığını..Derviş  havlu  ile  yüzünü  kurularken ve bir  eyvallah  çekerken..Göz  yaşları  içinde  dergaha  koştu balıkçı..diz  çöktü..el öptü..Yâr  hanesinde  hizmet etti..Taleb  etti..Yola  girdi..

 

 

       Söyle  İstanbul  kaç  derviş  hikayesi  anlatayım daha..Kaç gülden bahsedeyim..Kaç  bülbülden..Daha ne kadar  diyecek dilim..

    

 

    Seni  nereden  fethedeyim  İstanbul..Söyle  nasıl  fethedenin olayım..Sen  benim  tek  fethettiğim..

 

     Ey  İstanbul..kaçsan da , dirensen de mağlup olacaksın  sen de..Aşılmaz  sanılan  yürek  kalenin  duvarlarını  benim  sözlerim  aşacacak..Kapanmaz  yaralar açacağım  surlarında..Yaranı sarmaya  çalıştıkça, yarası  deva  olunmaz  hallere  düştüğünü  anlayacaksın..Sen  de  “halbuki  beni beklediğini “ fark edeceksin..Ben  çıkacağım  gönlündeki  köşke..Aşk  sancağını  gönlüne  ilk  diken  ben  olacağım..Sen  bileğindeki  güce  güvenirken  ve bu  güven  ile  huzur  içinde  uyurken, ben senin  için  geçirdiğim  uykusuz  gecelerden  birinde;  kızaklar  üzerinde  kayıklar  ile,  aşıkın  ne kadar  tehlikeli  olduğunu  bilmediğin bir zamanda, Haliç  denilen  maviliklere inerek  fethedeceğim  seni..Kanına  gireceğim..Damarlarında  dolanan  ben  olacağım..

 

Fethedeceğim  seni..ismim  ‘fatih’  olmakla  kalmayacak, fatihlere  sultan olacağım..Kutlu  hadisdeki  ordu da  ben  olacağım; kumandan  da…Seni  tek  başıma fethedeceğim..Tek  benim  olacaksın, tek  ben  olacağım  sana..

 

Öncene  dokunmayacağım  asla..Seni olduğun  gibi  sevdim..Hiç bir  taşını  kaldırmayacağım  önceden  kalan, hiçbir  izi  silmeyeceğim  önceye  ait..Ama  bunlar  sana  az  İstanbul..Yoluna  hazineler  dökeceğim..Kendi  ellerimle  işleyeceğim seni..Benden sonra   Sinan’ın elleri  dokunacak tepelerinden  birine  ‘Süleymaniye’si  için..Sedefkâr  Mehmet Ağa;  Sultanahmet için..Topkapı  sarayı  yüreğinin en  siyah  noktası  olacak..Herkes  içindeki  sırrından  uzak..

 

 

  Gündüz  izleyecekler  seni..ben  gece..Ressamlar  gül  koklar  iken  resmedecek  beni;  yüreğimdekini resmetmekten  ziyade...

 

Ruhunun aç  kaldığı  ezan  sesleri  yükselecek  semalarında..sabah  ezanında  uyanık  olacağım en çok..Kudümlere  vurulacak  usul usul..Tanburun  tellerine..Eteğinin ucunda kurşun, başındaki sikkesi  ile  dervişlere yurt  edeceğim  seni..Aşık  oldu  diye  adı meczupa  çıkmışlara  il..Sana hergün  baksam da  doyamayacağım..Aşkın  doyulmaz  olacak..Yine  de  bildirmeden, duyurmadan  edemeyeceğim; “sana dün  bir  tepeden  baktım  aziz  İstanbul”; her  defasında  sanki  ilk  defa  görürcesine..Zarifler  yürüyecek  sokaklarında, “katibime kolalı da gömlek  ne güzel” yaraşacak..

 

Hülâsa..Seni  fethedeceğim  İstanbul..Güçlü  zannettiğin  bileğini bükmeye  kalkmayacağım..Gönlündür  ordumun  hedefi, gönlündür  otağım..Sen  benim  olacaksın  İstanbul,  ben  seni  fetheden Sultanın..

 

 

13nisan 2008 

                                                    sevda kural

                                                   birdenbire dergisi

                                                sevdadandir.blogcu.com

 

    

vur kalemi göğsüne..

21/4/2008 · Kategori: kalben

 

 

    ey aşık!

 

   haydi  geç rahlenin başına..

 

   is karası mürekkebini   koy  hokkana..

 

   sonra  vur kalemi  göğsüne.. 

 

   ille de bir  mum aydınlatsın önüne serdiğin kağıdını..

 

   sen aşkını yazarken ;

 

   pervane de yansın aşkına..

 

                   02.07.2005

                   sevda kural

 

  

    

    

son..

21/4/2008 · Kategori: kalben

 

 

bu defa son..

 

al işte; en son..

 

sonrasız son..

 

korkulan son..

 

daha söylenmeden gönüldeki nereden çoktı bu  son..

 

içimde bir  sızı yapma son!

 

bu yara iflah olmaz  etme  son!

 

daha yeni başlıyorken  neden son?

 

gözlerime dolan yaşlara  aldırmayan son!

 

gözlerini görmeme bir  daha izin vermeyecek son..

 

en son..

 

                      18.06.2005

                  sevda kural

adın saklı..

21/4/2008 · Kategori: kalben

 

 

 

konuşmayacağım artık seni; kimseyle..

 

ayyuka  çıkan aşkımla  da  bana kal,

 

bir kuytuya çekilip sarıldığım hasretinle de bana kal...

 

sevsen de bende  kal, sevmesen de benle kal..

 

bana gülümsemen de, benden kaçıp gitmen de bende saklı..

 

"adın bende saklı"  kalsın, keşke ben sende saklı..

 

bu sevdada  neyleyeyim ben aklı..

 

 

 

                sevda kural

             24.05.2005

 

 

 

 

ağıt kaldı sazımda..

21/4/2008 · Kategori: kalben

 

 

  uyumuşum..

 

bir hâyâl görsem kim karışır?hâyâl başkasınınsa?

 

koşarken yalınayak  bulutlar  üzerinde..

 

saçlarım rüzgârın emrinde..

 

ayaklarıma batan bu diken de neyin nesi?

 

şimdi nasıl kanamasın  bu aşıkın sinesi..

 

işte yine kulaklarımda "ney"in sesi..

 

"kanad"ı kırıldı  yüreğimin, kanadı yüreğim..

 

bir ah ettim  ki dağ bırakmadı karşımda..

 

bir karardı ki  içim güneşi  söndü evvel akşamda..

 

sevda  türküsüne  başlayamadan ;

 

ağıt kaldı sazımda..

 

                       sevda kural

                     25.05.2005

 

sen bana mecbursun bilemezsin..

20/4/2008 · Kategori: kalben

sen  bana  mecbursun..bilemezsin 

        dedi  İstanbul..
 
        
 
        dediler  ki  mecbursun..
 
        gideceksin..
 
        dedim  tamam  giderim..
 
        ama  İstanbul  da  gelsin...
 
        her  sabah  süleymaniyeye..
 
        daha  geçen  gün  arnavut  kaldırımlarını  dizdiğim  Balat'a..
 
        Eyüp'e..
 
        yahya  efendiye..
 
        Yıldız camii'nin  maviliğinde..
 
        kızkulesi..
 
        mavi  denizine  daha  dün..
 
        rüzgarına..içime  işleyen...
 
        lütfi filizin  dediği..sol tarafı  işaretle:
 
        süzgeç  gibi  yaptı..tadı  damağımda..
 
        üsküdar..paşa kapısı:))
 
        yağmuruna..
 
        dedimki  İstanbul  ne  olur  beni  bırakma...
 
        "ben  sana  mecburum..
 
        bilemezsin.."
                                                    4 kasım 2006
 
                                            mecburi hizmet kurası

ölüm..

20/4/2008 · Kategori: kalben

    sizde  ölüm  var  mı ..bir  kapıya  elveda, diğerine  yine  ben  geldim  merhaba..

 
     yok  olurmusunuz  ben  göremesem  sadece..dünyayı  geride   bıraksanız..
 
     gel   dese   ,  hayır  der misiniz-diyebilirmisiniz...yeter  bu  gurbetlik...
 
     ölüme   hazır  olurmusunuz-nasıl  hazır  olunur...
şehitlere  ölü  demeyiniz- çünkü  onlar  diridirler...Allah  için  savaşnlar..
 
    Allah  için  savaş   sadece   harb  meydanlarında mı  olur...en  büyük  düşman  ne kadar  uzak size...
 
     öfkenizi   Allah  için  yendiniz  mi  bir  defa- ben  yenemedim geçen mesela..
 
    her  işi  onun  için  yaparsak  diye  düşünüyorum...ölüm  geldiğinde  ne  hal  üzereydin  diye  sorulduğunda,  Allahım  sen  şöyle  buyurmuştun  ya  o  yol  üzereydim..hüsn-ü  zanndaydım..bir yetim  yanındaydım..bunların  hiçbirini  yapamadığıma  ağlamaktaydım..
 
      ev  alma  komşu al derler  ya  ...iyi  bir  komşu ..şimdi  şöyle  en  sevgili  makamını  gören  yerden  bir  yer  edinmeli...gül  cemali  görebilmeli...cennetini  değil  seni...
 
     ve  bunun  için  de  ölmeli...
 
                                             25 ağustos 2006
                                             sevda kural

« Önceki ::