İstanbul'un fethi / İstanbulu'u fethim..
1/6/2008 · Kategori: kalben
Seni nereden fethedeyim İstanbul..
Hangi kabir taşından başlayayım İstanbul..Önce kimin susuşundan..Kime anlatayım ki, akşam üzeri Yahya Efendi Dergâhında, sıralanmışlar arasında, ben de sıralanmışım, sırlanmışım hâmûşânda..bir mezar taşının dibindeki toprak bulaşmış basamakta oturup, Marmaranın akışını izlemekteki hazzı..Yaşamı en çok da hâmûşânda hissedişi kime anlatayım..Kuşların en canlı burada öttüğünü..Baharın en renkli burada olduğunu.. Kime anlatayım , hem vallahi hem billahi..
Seni nereden fethedeyim İstanbul..
Hangi yolculuğunu anlatayım iki kişinin fazla olduğu..Seni anlatmanın gereksiz, çabanın boşuna olduğu..Hangi yokuşunu anlatayım senin..Sonunda mutlaka bir el öptüğüm..Hangi düz yolunu anlatayım , gidip de Nakş-ı Kadem-i Şerifi gördüğüm..
Söyle en zayıf noktanı İstanbul..Seni nereden fethedeyim..Kaç yiğitle düşeyim peşine, kanımın en deli akan çağında..Peygamber müjdesine mazhar hangi orduyla geleyim..
Hangi ‘kurutulan’ , kuruyan yanını anlatayım..Hangi kuruyan yanımı..Hangi bahar kokan tarafını anlatayım, hangi durmadan tomurcuk veren yanımı..Hangi buğulu bakışı anlatayım İstanbul, hangi ağulu susuşu..Bir sen söyle İstanbul, bir ben..Bir sen sus İstanbul, bir ben..
..
Ah..İşte yine rüzgâr esiyor..Alıyor beni çok sesliliğinden, en güzel sessizliğine götürüyor..Sessizliğinde kalıyorum İstanbul..Nasıl oluyorsa seni en çok duyuşum oluyor bu sessizliğin..Karşıma maviyi çekiyorsun yine İstanbul, kendine bu sefer av olarak seçtiğin balıkçının gözlerinin altına ise ‘siyah sürme’ yi.. Süslemiyorsun , kendi elinle çiziyorsun acının altını,balıkçının gözlerindeki..Bu fark edişin, bu fark edilişi yaralıyor balıkçıyı..Gündüzün hızlı hızlı ilerliyor mavi üzerinde, peşinde martı sürüsü..Gece çabuk olsun istiyor.Herkes uyusun..Ay doğsun..Şavkı kucaklasın onu..Kimse anlamıyor ki , sen mi anlayacaksın İstanbul..Zannediyorsun ki yaptığı balık tutmak..Gün doğmadan açıl maviye, ne kadar kalırsan artık..Seni ne kadar misafir ederse üzerinde..Büyük bir tekne değil..Tek kişilik..İşi de büyük değil..Emeli de çok değil..Aslında amacı balık tutmak hiç değil..Ağı nasıl bırakıyor, kaç balık takılıyor, farkında bile değil..Bir küçük oda bulamamıştı kendine..bir çilehaneye girememişti düşünecek.’Hira’ya giden yol’u çizememişti önünde..Kendiyle kalamamıştı işte..O da bırakmıştı kendini denize..Ağını atmıştı yine de serinliğe..Sonra bağlamıştı ellerini birbirine, tutmuştu kendi elini..Gün batmak üzereydi.Kalacaktı karanlıkta..Sonra ay doğacaktı..Dolunaydı bu zamanda..Tam da dediği gibi oldu..Şehrin ışıkları yoktu..Bir ufak teknesinin tek gözlü ışığı-ancak kendini aydınlatan, bir dolunay..Titredi balıkçı..Üşüdüğünden değil..”Bu muazzam güzelliğe dayanabilir miyim?” diyordu..Üzerine baktı..Ellerine..Gördüğü bütün aydınlık ‘ay’dandı..Ayın ışığına bulanmıştı..Bir an korktu bu güzellikten..Dayanamamaktan..Sonra daha da korktu..Ay ışığını güneşten alıyordu..O ay ışığına dayanamamıştı.. Ayı aydınlatan güneşi görse? Işığın asıl kaynağını düşündü..Bir iştiyak görmek için ve bir dua güneşi görünce dayanacak güç için..Suyun tekneye vuran sesini dinliyordu..Ayın ışığını dudaklarında da hissetme arzusu doğdu içine..Eğilip tekneden bir avucuyla deniz suyunu aldı..ay ışığını avuçladı..Titremesinden tutamıyordu ki suyu avucunda..Damlalar düşüyor kucağına..”Susamışım” diyor..Dudaklarına götürüyor..ay ışığını görüyor, duyuyor tadıyordu adeta..tebessüm etti şu haline..Tuzun yakışını , yosunun tadını hissediyordu..oyalıyordu kendini..oyalıyordu..olmuyordu işte..bir süre durduktan sonra , çalıştırdı motoru..bütün sessizlik bozuldu..balıklar kaçtı ağdan..Biraz sonra güneş doğdu..Ay küsüp gitti..Kıyıya varıp tekneyi sağlama aldıktan sonra, ağır adımlarla geçti sokakları..kaç yokuş çıktı, kaç kez nefessiz kaldı bilmiyordu..Beyaz boyalı çitlerle çevrili bahçeye ilk önce uzaktan baktı..kimsenin olmadığını anladığında kapıyı usulca açıp içeri girdi balıkçı..Sümbül kokusu genzini yaktı birden..Benzi soldu..oturdu bahçedeki çardakta , uzun süre gözleri kapalı beklerken, “delisin” dedi, kendi kendine..Bu kadar kalış ile yâr hanesinde, gönlünü hoş ediyordu..Birazdan uzun entarisini giymiş bir derviş çıkıtı kapıdan..Elinde su testisi ile kuyunun başına gidiyor derviş, omzunda havlusu..Ellerine su döküyordu.. Abdest alacak belli..Koşup kaptı testiyi..Derviş izin vermedi..Israrla diretti, yalvarırcasına ..Derviş naçar izin verdi..Ellerine baktı dervişin..Elleri kendi elleri..Yüzü gözü..Bu ışık..Kimden yüzüne yansıyan bu ışık..Dün geceyi hatırladı, ellerindeki ayışığını..Aydaki güneş ışığını..Derviş havlu ile yüzünü kurularken ve bir eyvallah çekerken..Göz yaşları içinde dergaha koştu balıkçı..diz çöktü..el öptü..Yâr hanesinde hizmet etti..Taleb etti..Yola girdi..
Söyle İstanbul kaç derviş hikayesi anlatayım daha..Kaç gülden bahsedeyim..Kaç bülbülden..Daha ne kadar diyecek dilim..
Seni nereden fethedeyim İstanbul..Söyle nasıl fethedenin olayım..Sen benim tek fethettiğim..
Ey İstanbul..kaçsan da , dirensen de mağlup olacaksın sen de..Aşılmaz sanılan yürek kalenin duvarlarını benim sözlerim aşacacak..Kapanmaz yaralar açacağım surlarında..Yaranı sarmaya çalıştıkça, yarası deva olunmaz hallere düştüğünü anlayacaksın..Sen de “halbuki beni beklediğini “ fark edeceksin..Ben çıkacağım gönlündeki köşke..Aşk sancağını gönlüne ilk diken ben olacağım..Sen bileğindeki güce güvenirken ve bu güven ile huzur içinde uyurken, ben senin için geçirdiğim uykusuz gecelerden birinde; kızaklar üzerinde kayıklar ile, aşıkın ne kadar tehlikeli olduğunu bilmediğin bir zamanda, Haliç denilen maviliklere inerek fethedeceğim seni..Kanına gireceğim..Damarlarında dolanan ben olacağım..
Fethedeceğim seni..ismim ‘fatih’ olmakla kalmayacak, fatihlere sultan olacağım..Kutlu hadisdeki ordu da ben olacağım; kumandan da…Seni tek başıma fethedeceğim..Tek benim olacaksın, tek ben olacağım sana..
Öncene dokunmayacağım asla..Seni olduğun gibi sevdim..Hiç bir taşını kaldırmayacağım önceden kalan, hiçbir izi silmeyeceğim önceye ait..Ama bunlar sana az İstanbul..Yoluna hazineler dökeceğim..Kendi ellerimle işleyeceğim seni..Benden sonra Sinan’ın elleri dokunacak tepelerinden birine ‘Süleymaniye’si için..Sedefkâr Mehmet Ağa; Sultanahmet için..Topkapı sarayı yüreğinin en siyah noktası olacak..Herkes içindeki sırrından uzak..
Gündüz izleyecekler seni..ben gece..Ressamlar gül koklar iken resmedecek beni; yüreğimdekini resmetmekten ziyade...
Ruhunun aç kaldığı ezan sesleri yükselecek semalarında..sabah ezanında uyanık olacağım en çok..Kudümlere vurulacak usul usul..Tanburun tellerine..Eteğinin ucunda kurşun, başındaki sikkesi ile dervişlere yurt edeceğim seni..Aşık oldu diye adı meczupa çıkmışlara il..Sana hergün baksam da doyamayacağım..Aşkın doyulmaz olacak..Yine de bildirmeden, duyurmadan edemeyeceğim; “sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul”; her defasında sanki ilk defa görürcesine..Zarifler yürüyecek sokaklarında, “katibime kolalı da gömlek ne güzel” yaraşacak..
Hülâsa..Seni fethedeceğim İstanbul..Güçlü zannettiğin bileğini bükmeye kalkmayacağım..Gönlündür ordumun hedefi, gönlündür otağım..Sen benim olacaksın İstanbul, ben seni fetheden Sultanın..
13nisan 2008

